-
4
pages
-
Turkish
-
Documents
-
2016
Description
GELMEZ OLAYDIK ! Üzeyir Lokman ÇAYCI Hamza ve Nuh, birbirlerine gönülden, sımsıkı bağlıydılar. Yetmişer yaşındaydılar. Göbeklerine kadar inen sakalları, siyah şalvarları, bellerindeki renkli kuşakları ve başlarından hiç çıkarmadıkları önü siperli, altı köşeli şapkaları onları tanımlıyordu. Hamza’nın ak sakalı, Nuh’un da kara sakalı vardı… Amca çocuklarıydılar. Öylesine birbirlerine benziyorlardı ki görenler onları ikiz kardeş zannediyorlardı. Her ikisinin evli, ikişer oğulları vardı… Kars’ta olduğu gibi İstanbul’da da evleri bitişikti. Her ikisi de gelinleriyle ve torunlarıyla birlikte yaşıyorlardı. Her ikisinin eşleri de gelinlerine ellerinden gelen yakınlığı gösteriyorlardı. Oğulları Eminönü’nde hamallık yaparak ailelerinin geçimlerini sağlıyorlardı. Her ikisi de İstanbul’a geldiklerine bin pişmandılar. Dillerinden : « Hani taşı toprağı altındı buranın? Eğer altın olsaydı, yönetenler de sarraf olur bizim de, bu şehrin de kıymetini bilirlerdi? Neden geldik şu İstanbul’a?Gelmez olaydık... Ahhh Kars’ımızın, doğduğumuz yörenin kıymetini bilemedik. Deli gibi sattık savdık eşeklerimizi ve ineklerimizi! Nereden geldik şu insan tanımaz şehire? » gibi sözlerhiç eksik olmuyordu. Susuzluk, elektrik kesintileri, ulaşım zorlukları, hava kirliliği ve çukurlar onları oldukça etkilemişti…Bir yağmur yağsa evlerinin içlerine kadar her taraf göl gibi oluyordu.
-
Publié par
-
Publié le
20 septembre 2016
-
Langue
Turkish